Kariyerimin en pahalı hatası bir kod satırı değildi; bir “evet” idi. Hem de öyle bir “evet” ki, peşinden haftalarca süren bir mesaiyi, uykusuz geceleri ve gereksiz bir karmaşayı getirdi. Bu hafta dönüp baktığımda, en çok zamanımı çalanın da yine bu türden, plansız ve düşünülmeden verilmiş bir “evet” olduğunu gördüm.
Bu, sadece benim değil, pek çok teknoloji profesyonelinin farkında olmadan içine düştüğü bir tuzak. “Yapabiliriz” demek, bazen “yapmalıyız” anlamına gelmiyor. Hele ki, bu “yapabiliriz” bir “yapalım da görelim” tavrıyla birleşince, sonuç genellikle tahmin ettiğimizden çok daha maliyetli oluyor.
”Yapabiliriz”in Bedeli: Bir ERP Hikayesi
Birkaç yıl önce, büyük bir üretim firmasının ERP sistemini geliştirirken, acil bir talep geldi. Operatör ekranlarına anlık veri akışı gerekiyordu ve mevcut altyapımız bunu doğrudan desteklemiyordu. Ekipteki genç ve hevesli arkadaşım, “Abi, ben bunu 3 günde çözerim, bir tane daha servis yazarız, o da bu veriyi çeker, biz de oradan alırız,” dedi. O an, “yapabiliriz” dediğimde, aslında “yapalım da görelim” demenin bedelini henüz bilmiyordum.
Bu “çözüm” tam bir karmaşaydı. Veritabanı üzerindeki yük arttı, sorgu süreleri uzadı, hatta bazı kritik işlemler kilitlendi. Operatör ekranları anlık veri yerine, donmuş kareler göstermeye başladı. Kendi yazdığımız bir problemi çözmek için daha da fazla kod yazmak zorunda kaldık. Bu döngü, tam 3 hafta boyunca sürdü. Her gün, o ilk “evet” kelimesini söylerkenki pişmanlığım biraz daha arttı.
ZTNA ve “Hemen Yapalım” Sendromu
Benzer bir durumu, şirket çıkışlarındaki güvenlik mimarisiyle ilgili bir projede de yaşadım. Mevcut VPN altyapımızın yetersiz kaldığı durumlarda, Zero Trust Network Access (ZTNA) çözümlerine yönelme kararı aldık. Bir tedarikçiyle görüşürken, ürünlerinin “her şeyi otomatikleştirdiğini” ve “saniyeler içinde kurulduğunu” iddia ettiler. O anki baskıyla, “Hemen yapalım, bu işi hızlandıralım” dedim.
Sonuç mu? Kurulumu “saniyeler” süren ZTNA çözümü, bizim ağımıza entegre olurken haftalarca sürdü. Politika tanımlamaları, VLAN segmentasyonu uyumsuzlukları, mevcut firewall kurallarıyla çakışmalar derken, projenin ilk aşaması planlanandan çok daha uzun sürdü. “Hemen yapalım” demek, aslında “daha sonra daha çok uğraşalım” demekmiş. Bu deneyim, bana ZTNA gibi karmaşık sistemlerde sabırlı olmanın ne kadar kritik olduğunu öğretti.
Teknoloji Seçimlerinde “Hayır” Demenin Gücü
Bu tür tecrübelerden sonra, teknoloji seçimlerinde “hayır” demenin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladım. Bir projeye başlarken veya yeni bir teknoloji entegre ederken, öncelikle şu soruları sormaya başladım:
- Bu gerçekten bir ihtiyaç mı, yoksa sadece “yapabilir miyiz” merakı mı?
- Mevcut sistemlerimizle ne kadar uyumlu? Entegrasyon maliyeti ne olacak?
- Uzun vadede sürdürülebilirliği nasıl olacak? Bakım ve operasyon maliyetleri ne kadar?
- Bu seçimin trade-off’ları neler? Hangi potansiyel sorunları göz ardı ediyoruz?
Bu soruları sormak, ilk etapta projenin yavaşlamasına neden olabilir. Hatta bazen, arkadaşlarım tarafından “zorluk çıkaran” olarak görülmeme bile yol açabilir. Ama bu, uzun vadede daha sağlam, daha sürdürülebilir ve daha az maliyetli çözümler inşa etmemizi sağlıyor. Bir zamanlar “yapabiliriz” diyerek saatlerimi harcadığım karmaşık debugging seansları yerine, artık daha sakin bir şekilde “bu gerçekten gerekli mi?” diye sorabiliyorum.
Bu hafta en çok zamanımı çalan, teknik bir hata değil, bir düşünce hatasıydı. Ve eminim ki, bu, kariyerimin sonuna kadar benimle birlikte olacak bir ders.
Senin kariyerinde en çok zamanını alan, bir “evet” miydi, yoksa bambaşka bir şey mi? Yorumlarda paylaş.