19 Mayıs sabahları çocukluğumda hep aynıydı. Erken kalkar, annemle bayrağı asar, okula koşardık. Şiir, jimnastik gösterisi, geçit töreni. “Bu bayram size armağan edildi” derlerdi, “siz çocuksunuz.”
O zaman tam anlamamıştım. Bir bayram nasıl armağan edilir?
107 yıl önce bugün Mustafa Kemal Samsun’a çıktı. Yanında ne para vardı, ne plan, ne ordu. Sadece bir karar. Bir adım atmaya yetecek kadar inanç. Tek başına bir adam, bir gemiden indi.
Sonra anladım: bu bayramın armağan olması, o adımdaki cesaretle ilgili. Bir şey başlatma cesareti — yıkıldığı yerde tekrar başlama cesareti — en güzel haliyle gençlikte yaşıyor. Yaşlandıkça insan “olmaz” demeyi, “kalsın” demeyi, “başkası yapsın” demeyi öğreniyor. Atatürk gençlere “olur” demenin kapısını bıraktı.
Bugün hâlâ bir şey başlatma cesaretini taşıyan herkesin içinde o adımın yankısı var sanırım. İlk kez bir enstrümana uzanan biri, sıfırdan iş kuran biri, kalabalıkta elini kaldırıp “bilmiyorum” diyen biri, başkaları “olmaz” dedikçe inadına deneyen biri. Hepsi aynı kapıdan geçiyor: bilinmezliğe atılan ilk küçük adım.
Yıllar geçti, bayrak hâlâ asılı. Çocuk büyüdü, sıra geldi yeni çocuklara.
Bayramımız kutlu olsun. Bir şey başlatma cesaretini hâlâ taşıyan herkese.